-
A.Erol GÖKSU
Tarih: 22-04-2026 19:15:00
Güncelleme: 22-04-2026 19:15:00
Son yıllarda hem dünyada hem de Türkiye’de gündelik hayatın dokusunda hissedilir bir sertleşme var. Sokakta, trafikte, pazarda, kamu dairelerinde, okullarda… İnsanlar daha tahammülsüz, daha aceleci, daha kırıcı. En küçük bir yanlış anlaşılma, bir bakış, bir korna sesi; bir anda gerilimin kıvılcımına dönüşebiliyor. Sanki görünmez bir eşik aşıldı da, toplumsal sinir uçları sürekli açıkta kaldı.
Bu manzara karşısında ister istemez şu soru dolaşıyor zihinlerde: ‘‘Biz eskiden böyle değildik? Ne oldu bize?‘‘
Bir zamanlar “insanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışıyla, “yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevme” düsturuyla övünen bir toplumun fertleri, bugün neden bu kadar çabuk öfkeleniyor? Neden bu kadar kolay incitiyor ve inciniyor?
.jpg)
Elbette bu değişimi tek bir nedene indirgemek mümkün değil. Ekonomik sıkıntılar, şehirleşmenin getirdiği yabancılaşma, dijital dünyanın hız ve yüzeysellik dayatması… Hepsi bu ruh hâlinin parçaları. Fakat daha derinde, insanın kendi iç disipliniyle ilgili bir aşınma seziliyor. Eskiden “ayıp olur” diye geri çekilen davranışlar, bugün çoğu zaman “haklılık” kılıfıyla ileri sürülüyor.
Gündelik hayattan küçük kesitler bu dönüşümü açıkça gösteriyor. Nazik bir rica yerine sert bir çıkışın tercih edilmesi; masum bir sözün bile tehdit gibi algılanması; trafikte kuraldan çok gücün belirleyici olması… Bunlar istisna olmaktan çıkıp sıradanlaştığında, mesele kişisel olmaktan çıkar, toplumsal bir hâl alır.
Oysa insan, içinde bulunduğu ortama göre davranışını değiştirebilen bir varlıktır. Aynı kişi, farklı bir düzende daha sakin, daha ölçülü davranabiliyorsa, bu durum bize şunu gösterir: Sorun insanın özünden çok, içinde yaşadığı kültürel iklimdedir.
Çünkü insan sadece yaşayan değil, öğrenen ve taklit eden bir varlıktır. Ailede duyduğu dil, okulda aldığı eğitim, medyada izlediği içerik… Hepsi onun davranışlarını, tepkilerini ve hayata bakışını şekillendirir.
Bugün bazı çocukların bile ağzından dökülen sert ifadeler ve yadırganan davranışları, çoğu zaman onların keşfi değil; en yakınından duyduklarının ve gördüklerinin yansımasıdır. Şiddetin sıradanlaştığı, kaba dilin mizah sayıldığı bir ortamda yetişen nesillerden incelik beklemek, toprağa ne ektiğimizi unutmak gibidir.
Bu nedenle çözüm zor ama imkânsız değildir.
Öncelikle eğitim, sadece bilgi aktaran değil, karakter inşa eden bir zemine yeniden kavuşmalıdır. “Adab-ı muaşeret” dediğimiz incelikler, nostaljik bir hatıra değil; birlikte yaşamanın temel şartıdır. Saygı, empati ve ölçülülük; en az akademik başarı kadar hayatidir.
Medya ise büyük bir sorumluluk taşır. Şiddeti özendirir gibi gösteren, hakareti normalleştiren içerikler yerine; insanı yücelten, düşündüren ve birlikte yaşamayı öğreten anlatımlara ihtiyaç vardır. Bazen sadece birkaç dakikalık nitelikli bir içerik bile, uzun nutuklardan daha etkili olabilir.
Adalet duygusu da bu tablonun temel direklerinden biridir. İnsan, hakkının korunacağına inanmadığında ya içine kapanır ya da öfkesini kontrolsüz biçimde dışa vurur. Her iki durum da toplumsal huzuru zedeler.
Kişisel düzeyde ise belki de en zor ama en etkili adım şudur: Tepkiyi seçmek. Kaba bir söz karşısında aynıyla karşılık vermemek, öfkenin zincirini kırmak, gerektiğinde susmak… Bunlar zayıflık değil, güçlü bir karakterin göstergesidir.
Sonuçta mesele, insan kalabilme meselesidir.
Belki de asıl soru şudur:
Biz ne zaman incitmeyi bu kadar kolay, incinmemeyi bu kadar zor hâle getirdik?
Ve belki de cevap hâlâ mümkündür:
Daha yavaş konuşarak, daha dikkatli bakarak, daha çok anlayarak…
Çünkü bir toplumun gerçek gücü, en gürültülü ve kargaşalı anlarında bile nezaketini kaybetmeyen insanlarında saklıdır.
1970’li yıllarda ‘’Bu Ne Dünya Kardeşim’’ adında meşhur bir şarkı vardı Yeliz’in seslendirdiği, onun şu satırları bu konuya çok uygun:
Bu ne dünya kardeşim üzen üzene
Bu ne dünya kardeşim böyle
Kimseyi incitmeden kırmadan tek bir kalbi
Yaşamak elbet en güzeli
Sözleri bana ait olan ve Nimet Işıl’ın seslendirdiği ‘’Mutluluğun Sırrı’’ adlı şarkıda da şöyle diyor:
Mutlu olmak istiyorsan
Önce candan sevmelisin
Aşka düşüp kahrolmadan
Aşka saygı duymalısın
Çocuklarla bir eş gibi
Gariplerle sırdaş gibi
Her insanla kardeş gibi
Yaşamayı bilmelisin
Sevgi yüce bir duygudur
Seven insan çok mutludur
Mutluluğun yolu budur
Candan seven olmalısın
Söz: A. Erol Göksu
Müzik: Kâzım Birlik
© Göksu’nun şiirleri, şarkı sözleri ve besteleri, Kültür Bakanlığı Telif Hakları Müdürlüğü ve MESAM’da kayıtlıdır!
Mutluluğun Sırrı / Nimet Işıl (A. Erol Göksu-Kâzım Birlik)
https://youtu.be/LBBdsfy-rXA?si=n5nrMmkpTWKA3vPa
