-
A.Erol GÖKSU
Tarih: 05-01-2026 18:29:00
Güncelleme: 05-01-2026 18:29:00
ESKİYE ÖZLEM
Çevremizdeki insanların konuşmalarına, yakınmalarına, günümüz ile kıyaslamalarına kulak verince, pek çok kişinin nedense hep eskiye, eski günlere, eskide kalan yaşam tarzına özlem duyduklarını fark ediyoruz. İnsanların çok büyük bir oranı neden eski günlere, eski yıllara ve geçen zamana özlem duyuyor?
Çevremizde yankılanan seslere, insanların sohbet aralarına sızan iç çekişlerine, zamanın kıyısında yapılan o bitmek bilmez kıyaslamalara kulak verdiğimizde, fark ediyoruz ki çoğu kişinin hafızasında hep anılar, eskinin özlemi canlanıyor. Herkesin dilinden yansıyan aynı esinti: “Eskiler… Ah o eski günler…”
Eskinin insanı, eskinin sokakları, eskinin sade ama içten yaşamı…
Peki, ne değişti?
Zamanın hangi eşiğinde yitirdik o huzuru, o güveni, o içtenliği?
Neden bunca insan, bugünün karmaşası içinde geçmişin dinginliğini arar oldu?
Belki de mesele, sadece yılların geçişi değildir; belki de özlenen şey, artık bulamadığımız o eski insan ve insanlık sıcaklığıdır; bir tebessümün samimiyeti, bir sohbetin derinliği, bir sessizliğin bile saygıya odaklı anlamıdır…
Ne değişti de, insanlar bugünün içinde geçmişin gölgesini arar oldu? Ne zaman, nerede, nasıl bıraktık o dinginliği, o içtenliği, o kendiliğinden gelen huzuru? Belki de kaybettiğimiz şey zaman değil, insanın kendiyle ve başkasıyla kurduğu o derin bağdır. Belki eski günler saf, yoksun, ama çok daha güzeldi. Çünkü insanlar birbirlerine gerçekten sevgiyle, saygıyla, güvenle bakarlardı; bu bakışlarla sadece gözleriyle değil, kalpleriyle de görürlerdi birbirlerini.
Bugün teknolojinin hızının, parıltısının esiri olduk. Her şey elimizin ucunda, ama çoğu şey gönlümüzün içinde değil. Zamanın artık o kadar hızlı aktığına kanaat getiriyor ki çoğu insan, bu hıza yetişmek artık kolay olmuyor. Eskinin sükûneti, belki de bu yüzden bir masal gibi geliyor kulağımıza. Çünkü o devirlerde vakit, bir dostla paylaşılan çayın buharında, çocukların masum haykırışlarında, sokağın köşesinden duyulan bir seyyar satıcının sesinde saklıydı. Şimdi ise her şey fazla hızlı, fazla parlak, fazla yüzeysel ve de yapay… Ve insan kalbinin o derin kuytularına sızacak kadar duygu yüklü değil.
Belki de “eski” dediğimiz şey, sadece bir zaman dilimi değil; insanın kaybolan iç âlemidir. Çünkü her devir, insanın ruhundan bir parça taşır. Biz geçmişi özlerken, aslında kendimizin artık olamadığı hâli arıyor olabiliriz.
Oysa eski günleri güzel kılan şey, onların bizim içimizde hâlâ yaşamasıdır. Belki de tek yapmamız gereken, geçmişe dönmek değil; o içtenliği, o samimi ve güvenli sıcaklığı bugüne taşıyabilmektir. Çünkü zaman değişir, ama insan yüreğinin özlemi hep aynıdır: Bir parça samimiyet, biraz sükûnet ve sevginin sessiz ama derin yankısı…
.jpg)
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum